BURCU ERDEM POLAT’IN YÜREKTEN YÜREĞE UZANAN ROMANI: “LEYLA’NIN SON MEKTUBU”
BURCU ERDEM POLAT’IN YÜREKTEN YÜREĞE UZANAN ROMANI: “LEYLA’NIN SON MEKTUBU”
Türk edebiyatının yeni ve güçlü kalemlerinden Burcu Erdem Polat, ilk romanı “Leyla’nın Son Mektubu” ile okurlarını derin bir duygusal yolculuğa çıkarıyor. Bu roman, yalnızca bir kadının içsel hesaplaşmasını değil; aynı zamanda toplumun görmezden geldiği acıları, bastırılmış çığlıkları ve unutturulmuş umutları da gözler önüne seriyor.
Burcu Erdem Polat’ın kalemi, insanın ruhsal derinliklerine dokunan, sarsıcı ama bir o kadar da iyileştirici bir dil taşıyor. Roman, haksızlığa maruz kalan, suskunlukla kuşatılan, ama yine de umudunu kaybetmeyen bir kadının —Leyla’nın— hikâyesi üzerinden bir toplumun sessiz yaralarını görünür kılıyor.
Eserin satır aralarında, toplumsal düzenin birey üzerindeki baskısı, ekonomik sıkıntıların yarattığı içsel çatışmalar ve sevgi yoksunluğunun insan ruhunda açtığı yaralar tüm çıplaklığıyla hissediliyor. “Leyla’nın Son Mektubu”, bir kadının direnişini anlatırken, aslında her insanın içinde taşıdığı kırılgan yanına dokunuyor.

Her sayfada bir sızı, bir yüzleşme, bir yeniden doğuş var. Polat, karakterlerini yalnızca anlatmıyor; onlara hayat veriyor. Okur, Leyla’nın yaşadıklarını okudukça, bir roman kahramanının değil, gerçek bir insanın nefesini duyuyor. Çünkü bu hikâye, hayalden çok gerçeğin aynası.
Yazar, romanına dair duygularını şu sözlerle dile getiriyor:
“Benim için bu roman, susturulmuş tüm kadınların, görmezden gelinen tüm insanların mektubudur. Yazarken çok ağladım, ama her gözyaşımda bir umut vardı. Çünkü inanıyorum; acıyı dile getirmek, iyileşmenin ilk adımıdır.”
Bu sözler, eserin ruhunu en yalın biçimde özetliyor. Polat, edebiyatı bir farkındalık alanı olarak görüyor; kalemiyle yalnızca hikâye anlatmıyor, bir toplumsal sorumluluk da üstleniyor.
Roman, bir kadın karakterin gözünden adalet, sevgi, özgürlük ve umut gibi evrensel temaları işlerken; aynı zamanda toplumun sessizliğine, görmezden gelinen yaralarına da güçlü bir ayna tutuyor. “Leyla’nın Son Mektubu”, bir toplumun sustuğu yerde bir kadının konuşma cesareti…
Yazarın akademik geçmişi de eserine ayrı bir derinlik kazandırıyor. Burcu Erdem Polat, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye Bölümü mezunu. Uzun yıllar kamu kurumlarında görev yaptıktan sonra, insan psikolojisine ve toplumsal yapıya duyduğu ilgi onu yazarlığa yönlendirdi. Bu birikim, romanın her satırına yansıyor.
“Leyla’nın Son Mektubu”, acının içinden doğan bir umudun, sessizliğin içinden yükselen bir sesin romanı.
Okuruna sadece bir hikâye sunmuyor; kalbinde derin bir iz bırakıyor.
Burcu Erdem Polat, güçlü gözlemleri, duygusal derinliği ve insana dair içten yaklaşımıyla, yeni nesil Türk edebiyatının en dikkat çekici isimlerinden biri olmayı hak ediyor.
“Leyla’nın Son Mektubu”, bir kadının sesiyle başlayan ama bir toplumun yankısına dönüşen bir roman olarak, edebiyatseverlerin kalbinde uzun süre yer edecek.